Ahmet Mithat Efendi Sözleri - Ünlü Ahmet Mithat Efendi Sözleri

header-ad

Güzel Sözler Ara


Ahmet Mithat Efendi Sözleri

Ahmet Mithat Efendi Sözleri

Tanzimat dönemi yazarlarından bir tanesi olan Ahmet Mithat Efendi Sözlerini sizler için bir araya getirdik.

Sayfa İçeriği: Ahmet Mithat Efendi Sözleri, Ahmet Mithat Efendi Sözleri 2020, Ünlü Ahmet Mithat Efendi Sözleri, Ahmet Mithat Efendi Özlü Sözleri, Ahmet Mithat Efendi Sözleri Kısa, Anlamlı Ahmet Mithat Efendi Sözleri

Tanzimat dönemin yaşamış olan yazar olmak ile beraber aynı zamanda gazeteci olan Ahmet Mithat Efendi Sözleri arasından sizler de beğendiklerinizi Twitter, Facebook gibi hesaplarınızdan paylaşabilirsiniz.

Ahmet Mithat Efendi Sözleri

Editörün Seçimi: İnsan bir şeyi candan istediğinde, zorluk denilen engel, o istek sahibini asla umutsuzluğa sürükleyemez. (Ahmet Mithat Efendi)


İnsanoğlunun yaradılışı gereğidir ki kendi mutluluğunu yalnız kendisinin bilmesiyle yetinmez, başkaları da görsün, duysun ister. Hatta bir adam gerçekte mutlu olmasa bile, insanları, kendi saadet haline inandırmak için hilekarlığa ve yalancılığa bile başvurur. İnsanoğlunun bu temel yapısı genel bir şey olduğundan pek öyle göze çarpmaz ise de, beş paralık bir saate, yirmi beş liralık veyahut daha fazla para vererek elmas kordon takmak gibi gösterişli davranışlar, bu özelliklerin ilk gereklerindendir.


Fakat hani bazı adamlar vardır ki kendi bildikleri şeyleri nasıl öğrenmiş olduklarını bilmezler. Özellikle memleketimizde bilenlerin çoğu bildiklerini nasıl öğrenmiş olduklarını bilmezler.


Ah, insan böyledir. Özellikle genç olanlar böyledir. İnsan, diğerlerinin deneyimlerine güvenemeyerek denenmiş şeyleri bizzat denemek ister. Halbuki bu deneyimden, pişmanlıktan başka bir şey çıkmaz.


Bilgisizlik koca bir ulusu tutsaklığa sürükler. / Ahmed Midhat


Yoksa zamanında “zecriye” denilen ve sonradan “müskirat rüsmû’ namını almış olan özel verginin aslında bu meyhaneler için konulmuş olmasıyla o fıçılar hâlâ övünürler.


Ah! İnsanoğlu böyledir. Özellikle genç kısmı böyledir. İnsan, başkalarının tecrübelerine itimat etmez. İtimat etmek içinse, tecrübeleri bile bizzat tecrübe etmek ister. Halbuki bu tecrübeden, pişmanlıktan başka bir şey doğmaz.


Ömrümüz o kadar kısadır ki bu alemde her bir şeyi tecrübe ederek ve yaşayarak öğrenmeye vaktimiz yetmez. Diğer insanların yaşamış oldukları tecrübeleri öğrenirsek, belki rahatça, serbestçe, namusluca yaşayabilmeyi başarabiliriz.


İlk Osmanlı karantinahânesi, Kız Kulesi'ydi.


Benim için tiyatro oyuncusu denilen mahluk, bir edebiyatçının yüksek duygularını gösteri sahasında hakkıyla canlandıran sanatkârdır.


Herkes, İstanbul'u kendi yeteneğine, ilgi alanına özgü bir göz ile görmüştür...


Siz bir kaşığa benzersiniz ki herkesin ağzına girersiniz. Bundan dolayı midesi olan bir adam, o kaşığı ağzına almaktan iğrenir...


Gönül ister ki seni saçlarının dağınık bir durumda olduğu güzellik içinde göreyim. Ancak ne faydası var, ne zaman senin saçların dağınık olursa, benim de zihnim darmadağın olur...


Her ne kadar eski zaman insanları, arkasından sövüp sayacağı bir insanın yüzüne karşı böyle nezaket göstermeyi mertlik davalarına uygun bulamazlarsa da alafranga olanlar, mertlik adeta ahmaklıktan ibarettir diye hükmederler.


"Gönül ister ki ben seni zülüflerin dağınık iken bu güzelliğinle göreyim. Ancak ne fayda! Ne zaman senin zülüflerin dağınık olursa, benim de zihnim dağılır..."


Söz sözü açar, açılan sözler istenilmeyen sözlere kadar varır.


Şiir insanı yakmadıktan sonra ne işe yarar?


"... o lâl gibi dudaklara, şeker çiğneyip şeker akıtan ağza acı söz yakışır mı? Elbette o gül goncası ağızdan çıkan her söz benim icin tatlıdır. "


Para her ne kadar insanı her amacına ulaştırırsa da, insanın aklının ucundan geçmeyen düşmanlıklara da fırsat vereceğini hiç düşünemiyor.


Bazı adamlar kendilerinin para kazanmayı becerebilen birer aydın olduğunu sanarlarsa da bu zan ellerindeki varlığın bitmeyeceği hakkındaki sanıları gibidir.


Bu parayı kendisine babası bırakmış. O da kendini harcamakla görevlendirmiş.


Biz bunlar gibisini çok gördük, çoğunu da işittik ki işittiklerimizden de gördüklerimiz kadar ibret aldık...


''Gözlerimin ışığının bu kadar parlak olmasının sebebi, senin yüzünün parlaklığının bana yansımasıdır...''


Bir aşık adam ve sevgilisini karşılıklı aşk içinde görmek ne büyük tat, ne büyük mutluluktur...


Sağlıklı olmak, hayat kavgasında başarının birinci şartıdır. / Ahmed Midhat


Hey gidi yoksul kibarlar hey! Bizim revaçta olduğumuz bereketli zamanlarda bu yerler içinde “Bir kadeh!” veyahut “Bir mastika!” gibi sözler kullanılmazdı. “Bir elli!” yahut “Okkalık!” denilip dört elle içmekle yetinen sarhoşların yüzüne bile bakmazlardı.


Sarhoşluk! Bilirsiniz ya? Sarhoşluk, arabacılığa benzemez, derler. Hâlbuki hiçbir şeye benzemez.


Boğaz’da bir yalıda oturan Dürdane Hanım’ın Mergub adlı sevgilisinden gayrimeşru bir çocuğu olacaktır ve bu durumu ailesinden gizlenmiştir. Dürdane bundan dolayı zor durumdadır. Mergub’un evliliğe yanaşmaması üzerine Dürdane’yi intikam almaya ikna eden yalı komşusu Ulviye Hanım, Mergub’u Dürdane’nin yanına getirir, ancak Dürdane intikamını kimsenin düşünemediği bir biçimde alır.


Yani yalancı diye bir görüş, değil mi? Ama ben sana yalnız bir şey için güvence veririm; o da sana asla yalan söylemeyeceğimdir. Ben zaten hiçbir kimseye yalan söylemem, sana ise yalan söylemeye hiç de ihtiyacım yoktur. Neden yalan söyleyeyim? Ne zaman istersem buraya gelemez miyim? Seni alamaz mıyım? Ama gerçeği söylersem ki, senin için yüreğim bir şeyler duyuyor; ancak bu duyduğum şeyleri bir aşk sanma. Aşktan çok, acımaya benzer bir şey!..


Ben yalan söylemeyi zaten sevmem. Bir de ben burada ömür geçirmek için gelmedim ki, sanatın her hilesini öğrenerek kendimi geliştireyim. Şu borcumu bir kere versem, çıkar giderim..


Vay! Neler düşündüğünü, düşüneceğini keşfe gücünüz yeter mi? Demek oluyor ki dostunuzun yüreği içinde olanları da keşfe gücünüz yeter ha? Tebrik ederim!


Kur'ân-ı Kerim'de zinâ yapan kadın ve erkekler için ceza belirlenmiştir. Hem de ne ceza! Bekârsalar yüzer değnek, evliyseler recmle idam! Nasıl!


Ne garip hâl! İnsan dünyaya hangi bakış açısından bakarsa, dünyayı o bakış açısının gerektirdiği gibi görür.


'Senin yüzün bana valide çehresi kadar tatlıdır. Cennetten huri çıksa da gelse bana senden güzel görünmez. Ben her akşam senin mübarek yüzünü görmeliyim...''


Ah, bu aşk insanı nasıl ihya eden bir duygudur..


Ömrünü odun gibi geçirmeyip de beş on defa tatlı tatlı ağlamış ve hem de ağlayışının lezzetine doyamaya doyamaya ağlamış olanlar, o anda Râkım'ın tattığı tadı takdir edebilirler.


" Şiirler insanı yakmadıktan sonra ne işe yarar ... "


"Kendi idaresine kudreti olmayan ve halbuki dünyasında kendisinden başka bir kimseyi beğenmeyen derbederlerin hâline acıyıp da mesut haneni âlâm ile doldurmakta ne mâna var?"


"Dünyanın hâlini şimdi anladım diyorum ya! Parasız kaynı enişteler, parasız biraderi kız kardeşler de kabul etmiyormuş."


"Senin taş kalbin hiç karanlığa düşmez mi? Ah bizim yağdıran yakan karanlığa düşen gönlümüz."


"Yüzünün güzelliği bütün bir dünyaya fitne oldu. Herkes senin uğrunda can vermeyi nimet tanıdı. Şimdi aşıkların halini görmek için bizim semtimizden geçtiğin vakit eteğini kandan, topraktan, daha doğrusu kanla yoğrulmuş bu korkunç çamurdan koru, yukarıya kaldır. Zira bu yol üzerinde sana kurban olarak kanını akıtmış, canını teslim etmiş olanlar çoktur."


"Ömrümüz o kadar azdır ki, bu alemde şiddetli bir şekilde muhtaç olduğumuz tecrübeleri bizzat denemekle onlardan edinilecek fayda genişletmeye elverişli değildir."


Zira kalp uyku hâlinde iken, pek düzenli ve hafif vurmakta olup uyandığı anda önceki düzenli durumun aksine heyecanla atmaya başlar...


Ah, bu aşk insanı nasıl ihya eden bir duygudur..


"Görüyor musun ki gözlerim, ferah olarak, sevinçle, tam gönül açıklığıyla pırıl pırıl parlamaktadır. Ama bunun nedenini başka bir şeye yüklemeyiniz. Göz nurunun bu kadar aydınlık olması ancak senin parlak yüzünün aydınlığından yansıyan bir ışıltı olmasındandır..."


'Senin yüzün bana valide çehresi kadar tatlıdır. Cennetten huri çıksa da gelse bana senden güzel görünmez. Ben her akşam senin mübarek yüzünü görmeliyim...''


Roman denilen şey bir cemiyet-i beşeriyye içinde görülen ahvalden birisini veyahut bazılarını kağıt üzerine koymaktan ibarettir.


Bir aşık adam ve sevgilisini karşılıklı aşk içinde görmek ne büyük tat, ne büyük mutluluktur...


Gönül ister ki ben seni saçlarının dağınık bir durumda olduğu güzellik içinde göreyim. Ancak ne faydası var, ne zaman senin saçların dağınık olursa, benim de zihnim darmadağın olur..


Ben seni ne kadar görsem, görmeye doyamam...


Bu parayı kendisine babası bırakmış. O da kendini harcamakla görevlendirmiş.


"Ah! İnsan kısmı böyledir. Bâhusus genç kısmı böyledir. İnsan, başkalarının ettikleri tecrübelere inanmayarak, güvenmeyerek bizzat kendisi denemek ister ve halbuki bu denemeden pişmanlıktan başka bir sonuç doğurmaz."


"Ah o gözleri başka nerede bulmalı? O letafet, o şakalar, o cilveler! Olmayacak!"


"Beni seviyorsan 'Seni seviyorum' de. Ağzından bu cümlenin çıktığını kulağım işitsin. Bu söz bana hayat verir. Alemde bana en lezzetli söz, bu sözdür."


"Of, Canan, of! Ben seni kardeşim gibi sevmiyorum. Canan gibi seviyorum."


"Biraz da gençlikte yaşamaya bakmalı! Sen de bizim babam gibi olacaksın galiba. Biçare adamcağız kazandı, biriktirdi, rahat rahat yemeye ömrü yetmedi. Bunlardan, ibret almalı değil mi?"


"Ben ne bin beşyüz altın isterim, ne giysi isterim, ne elmas isterim. Ben sizi isterim efendim, sizi isterim."


"İnsan böyle güzelleri ne kadar, hem de ne kadar sever, bilir misiniz? Yüreği acıya acıya sever."


"Senin derd-i aşkınla hastalandım. Döşeklere döşendim, işte hayatımın geri kalanından da ümit kalmadı."


"Şiir insanı yakmadıktan sonra ne işe yarar?"


"Sana bu suretle yakınlık gösterişim ve sevişim, sevilecek bir adam olduğun gibi herkes tarafından güzel ahlak, ırz ve namusuna dikkat edişinden doğmuştur."

Emoji ile Tepki Ver

0

0

0

0

0

Yorum Bırak

Güvenlik Kodu

Yorumlar


Henüz hiç yorum yapılmamış!